Yalnız ve Eğitimci İnsan


Sınıfta kalabalık, ruhunda sessizlik taşıyanların hikâyesi…

Eğitimci olmak, çoğu insanın sandığından daha yalnız bir uğraştır. Sınıf doludur, koridorlar seslidir, teneffüslerde yüzlerce öğrenci yanınızdan koşarak geçer; ama bazen öğretmenin içinden geçen duygu sadece şudur:
“Beni gerçekten anlayan var mı?”

Çünkü öğretmenlik, kalabalığın içinde yapılır; ama çoğu gece, sessizlikte taşınır. Gün içinde onlarca öğrencinin gözünün içine bakarsınız, cümleler kurarsınız, umut aşılamaya çalışırsınız. Fakat günün sonunda herkes gider ve sınıf boş kalır. İşte o boşlukta ortaya çıkar öğretmenin en sahici hâli: yalnız ve düşünen insan.
Bu yalnızlık, bir terk edilmişlik değil; daha çok omuzlarındaki sorumluluğun ağırlığıyla baş başa kalmak gibidir.

Öğretmen çoğu zaman güçlü görünmek zorundadır; çünkü onun yorgunluğu öğrencinin gözünde “umut kaybına” dönüşebilir. Bu yüzden içinden geçeni söylemez. Sınıfa kırgın girse bile ses tonunu düzeltir, yüzüne bir tebessüm yerleştirir. Çünkü bilir: Öğrencinin dünyasında bazen bir öğretmenin gülümsemesi, bütün bir hayatı iyileştirebilir.

Ama işte tam da bu yüzden yalnızdır eğitimci insan.
Kimi zaman kendi duygusunu askıya alır, başkalarının yarasını sarar.
Kendi içindeki fırtınayı susturur, öğrencinin küçük bir sorusuna bile cevap olmaya çalışır.
Belki kimse görmez ama her öğretmenin içinde sessizce sorulan bir soru vardır:
“Bunca emek, kalplere gerçekten dokunuyor mu?”

Yalnızlık, eğitimcinin en büyük düşmanı değildir aslında.
Bazen en sadık yol arkadaşıdır.
Çünkü yalnız kalan öğretmen, kendini yeniden dinler.
Neden bu meslekte olduğunu hatırlar.
Bir öğrencinin sessiz teşekküründe, bir defterin kenarına yazılmış o küçük “Hocam iyi ki varsınız” cümlesinde, yalnızlığının çatlaklarından sızan ışığı fark eder.

Modern zamanlarda öğretmenliğin yalnızlığı biraz daha derinleşti.
Velinin beklentisi arttı, sistemin yükü büyüdü, saygı yer yer azaldı.
Ama yine de sınıfa girdiğinde göz göze geldiği öğrencinin bakışında bir şey değişmedi: umut.

İşte bu yüzden eğitimci insanın yalnızlığı, bir geri çekilme değil; kendini tüketmeden var olma çabasıdır.
Belki kalabalık alkışlamaz onu, belki manşetlere çıkarılmaz; ama bir çocuğun hayata tutunma sebebi olur.
Ve bazen insanı en çok onaran şey alkış değil, sessizce büyüyen bir etkidir.

Sonunda öğretmen şunu kabul eder:
Yalnızlık, onun zayıflığı değil; içten içe güç aldığı derin bir odadır.
O odada yeniden düşünür, yeniden sabreder, yeniden umuda tutunur.
Ve ertesi sabah yine sınıfa girer.
Belki biraz yorgun… ama hâlâ inanan bir kalple.

Adem Güngör/Kasım-2025


sosyalbilgilerdersimiz.com. Adem GÜNGÖR Sosyal Bilgiler Öğretmeni sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın